Yeni Şafak yazarı Metiner: Diyarbakır ne kadar Türk ise Bursa da o kadar Kürt’tür

Yeni Şafak yazarı Mehmet Metiner, Bursaspor taraftarlarının Bursaspor – Amedspor maçında faili meçhul cinayetlerle özdeşleşen ‘Beyaz Toros’ ve ‘Yeşil’ pankartları açılmasına ilişkin olarak, “Bu ülkede Kürtlere yönelik etnik inkarı, asimilasyonu ve beyaz toroslarla ve yeşil figürleriyle özdeşleşmiş şiddet politikalarını sonlandıran Erdoğan’ın karşısına Kürtleri dikmeye çalışanların, gerçekte en büyük Kürt ihanetçisi olduklarının bilinmesi gerekiyor.” düşüncesini dile getirdi.

Metiner yazısında, “Yüreğimizin bir yanı Kürt, bir yanı Türk. Bir yürek olmuş Kürt ile Türk. Aynı damarda akan kan olmuş Kürt ile Türk. Yüreğimize sadece Türk mü diyeceğiz, orta yerinden mi böleceğiz yüreğimizi, kanımızı mı ayrıştıracağız şurası Türk, burası Kürt diye? Hangi şehrimiz sadece Türk’tür veya yalnızca Kürt’tür? Şehirlerimizi Türk-Kürt diye bölümlemeye kalkışırsak yüreğimizi lime lime etmiş oluruz. Diyarbakır sadece Kürt değildir, Bursa yalnızca Türk değildir. Diyarbakır ne kadar Türk ise, Bursa da o kadar Kürt’tür.” yorumunu yaptı. 

Metiner şu ifadeleri kullandı:

“Diyarbakır’da sadece Kürtler yaşamıyor. Yalnızca Müslümanlar da yaşamıyor. Diyarbakır demografisi itibariyle çok etnili, çok kültürlüdür. Diyarbakır’a sadece Kürt şehri demek, Diyarbakır’ın sadece tarihine değil, bugününe de saygısızlık. Bursa da öyle. İstanbul da öyle. İzmir de, Mersin de, Antalya da… Her yerde birbirimizle birlikte yaşıyoruz. Farklılıklarımızla birbirimizi anlamlandırarak ve zenginleştirerek yaşıyoruz. Bursa’ya veya İstanbul’a sadece Türk/Türklerin şehri derse tarihe de bugüne de haksızlık etmiş oluruz.

Millet olarak hepimizi kültürel anlamda kuşatan etnisiteden ari o Türk tanımını, bir başka deyişle, kuşatıcı vatandaşlık tanımını tekrar etnisite temeline indirgersek, buradan hareketle şehirlerimizi ve bilcümle aziz yurdumuzu sadece Türk’ün şehri ve yurdu anlayışına indirgersek, devletimizin bekasına ve milletimizin birliğine zarar verecek bir sürece kapı aralamış oluruz.

Bu ülke hepimizin. Bu devlet hepimizin. Şehirler hepimizin. Biz farklılıklarımızla birlikte Diyarbakır’ız, Bursa’yız, İstanbul’uz… Biz farklılıklarımızla birlikte Türkiye’yiz… Etnik anlamda hepimiz Türk değiliz. Dini aidiyet anlamında herkes Müslüman değil. Hepimiz Sünni ve Alevi değiliz. Biz farklı aidiyetlerimizle Türkiye’yiz. Türkiye hepimizin ortak vatanı ve biricik devletidir. Biz farklılıklarımızla birlikte bir milletiz.

“Türk Milleti” tanımı, bu etnisiteden arındırılmış kültürel temelde kuşatıcı bir anlam zeminine oturduğu için birleştiricidir. Ortak vatandaşlık bilincinin “Türk vatandaşlığı” biçiminde tanımlanması bu yüzden anlamlı ve gereklidir.

Biz yakın zamana kadar Dersim dedik AK Parti olarak. Bizzat liderimiz Erdoğan defalarca Dersim dedi, “Dersim katliamı” dedi. Hatta daha ileri giderek Başbakan sıfatıyla “Dersim katliamı” dolayısıyla özür anlamına gelebilecek beyanlarda bulundu.

Şehirlerimizi tarihi adlarıyla anmayı bölücülük olarak görmemek lazım. “Etnik bölücüler”in niyetlerini referans alıp kadim şehirlerimizin tarihsel adlarının anılmasına karşı çıkarsak veya bu adları kullanan herkesi “bölücü” gibi görürsek, doğru yapmış olmayız.

Hassas ve kritik bir dönemden geçiyoruz.

Etnik fay hatlarını harekete geçirmek isteyenlerin oyunlarını bozmak için o büyük millet tasavvurumuza uygun, “Biz farklılıklarımızla birlikte Türkiye’yiz!” şiarına uygun dili kuşanmamız lazım.

“Erdoğan’ın başını çektiği Cumhur İttifakı iktidarda kalmaya devam ederse sizi bekleyen akıbet işte budur!” korkusunu pompalayan bu kripto provokasyonla, Kürtler, Erdoğan düşmanı cephenin içine yerleştirilmek isteniyor.

Bu ülkede Kürtlere yönelik etnik inkarı, asimilasyonu ve beyaz toroslarla ve yeşil figürleriyle özdeşleşmiş şiddet politikalarını sonlandıran Erdoğan’ın karşısına Kürtleri dikmeye çalışanların, gerçekte en büyük Kürt ihanetçisi olduklarının bilinmesi gerekiyor.

Erdoğan’ın yanında durması gereken Kürtleri HDP üzerinden Kürt inkarcısı bir partinin, yani CHP’nin yedeğine düşürmek, Türkiye Yüzyılı’nın öncü gücü olması gereken Kürtleri, o eski inkarcı Türkiye’nin stepnesi kılmak isteyenler, bilinçli provokasyonlarla ve kasıtlı tahriklerle seçim sürecinde amaçlarına ulaşmak için her yolu deneyeceklerdir. Aman ha, onların tahriklerine gelerek tam da onların değirmenine su taşıyacak beyanlarda ve davranışlarda bulunmaktan kaçınalım.

Şiddetle sarmalanmış ötekileştirici ırkçı nefret diline herkesten önce ve herkesten çok karşı çıkmak, inancımızın ve inancımızın şekillendirdiği o büyük millet tasavvurumuzun bir gereğidir.

Kaş yapalım derken göz çıkarırsak kendimize ve ülkemize yazık etmiş oluruz, biline!”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir